Neden Homeopatiyi KullanmalIyIz?

Homeopati doğal bir tedavi yöntemidir, bu nedenle insanlar kullanmayı tercih etmektedir. Bunun dışındaki faktörler:

Yan Etki Oluşturmaması

Homeopati toksik yan etki oluşturmayan, insancıl ve yumuşak bir sağaltım yöntemidir. Vücutta bir bozukluğu giderirken ikinci bir problem yaratmaz. Yan etkileri homeopatik agrevasyon (kötüleşme) ve istenmeden şekillenen proving ile karıştırmamak gerekir. Homeopatik agrevasyon nadiren oluşan, tedaviye cevap verirken belirtilerin geçici bir süre için şiddetlenmesi fenomenidir. Geçicidir ve kalıcı bir zararlı etki oluşturmaz. Proving yani ilacın etkilerinin şekillenmesi, yanlış dozlama ya da yanlış ilaç seçiminin muhtemel sonucudur.

Homeopatinin avantajları

Hayvan Deneylerine Gerek Olmaması

Birçoklarına homeopati bu nedenle kendini sevdirmektedir. Homeopati insanlar için geliştirilmiştir, insanlar üzerinde denenir ve hayvanlar sonuçlarından faydalanır! Bu her ne kadar insanlarda elde edilen sonuçları hayvanlara uyarlamayı gerektirse de, sonuçlar tatminkar düzeydedir.

Süt ve Ette Kalıntı Bırakmaması

Homeopatik ilaçlar rezidü bırakmadığı için hayvansal ürünler tedavi günü pazara sunulabilir.

Maliyet

Homeopatik ilaçlar konvansiyonel olanlarla karşılaştırıldığında oldukça ucuz maliyetlidir. Bunun yanında kalıntı bırakmaması ve ürünlerin imha edilmesi zorunluluğu bulunmaması karlılığını daha da arttırır.

Refah

Kasaplık olacak, şiddetli biçimde yaralanmış hayvanlar Arnica ve Aconitum gibi homeopatik ilaçlardan oldukça büyük fayda sağlayabilir. Bunların kesimden önce kullanılması da bir kalıntı sorunu yaratmaz. Hayvan refahı açısında maliyet yaratmayan bu tür çözüm yaratması homeopatinin avantajlarından biridir. Yaralanmış çiftlik hayvanlarına yapılan müdahalele etik açıdan tartışmalı bir konudur ve homeopati bu açıdan avantaj yaratabilmektedir. Bunun dışında kasaplık olma riski taşıyan hayvanlarda konvansiyonel terapi uygulamak ekonomik kayba neden olacağından, homeopati nihai kararın verilmesinde kısıtlı zaman ve seçeneklerin değerlendirilmesini sağlar.

Konvansiyonel Açıdan Tanı Şart Değildir

Homeopatide belli bir ad taşıyan hastalık yerine bireyin tedavisi amaçlandığından tedaviden önce tanı konulması şart değildir. Bununla birlikte ilaç ve potens seçimi, tedavi seçeneği ve prognoz açısından semptomların değerlendirilmesi hayati önem taşır. Tanı, enfeksiyöz hastalıklarda koruyucu amaçlı ya da halk sağlığı açısından önem önem taşır.

Baskılayıcı Değildir

Hastalık etiyolojisi dikkate alındığında baskılayıcı ilaç kullanıldığında –çoğu allopatik ilacın yaptığı gibi- semptomların tersine çalışır. Sadece semptomların yok edilmesi altta yatan hastalık sürecini etkilemez ve hastalık etkilenmez.

Eğer vücut yeterince güçlüyse baskılayıcı tedavi bir sonuç yaratır. Sonuçta ilaçlar semptomları hafiflettiği için kazanılan zamanda vücut kendini düzetebilir. Bu da genellikle akut hastalıklarda konvansiyonel ilaçların (özellikle de antibiyotiklerin) tartışmasız başarısının altında yatan nedendir. Bununla birlikte vücut yeterince güçlü değilse sağaltım sağlanamaz. Bu şekilde kronik hastalıkların tedavisi mümkün değildir. En iyi ihtimalle tatminkar bir supresyon sağlanır.

Ekonomik önem taşıdığı için mastitis örneğinden gidilecek olursak, tedavi bazında yapılan mikroorganizmalara uzun ve sürekli antibiyotik saldırısı yapmaktır ki bu da hastalık kalıbında evrimsel bir değişim yaratmıştır. Önceleri inekten ineğe bulaşan, çarpıcı lokal semptomlara neden olup SCC artışı yaratan enfeksiyöz bakteriler söz konusuyken, halihazırda “çevresel” etkenlere daha sık rastlıyoruz. Bu yeni mastitis formunun ortaya çıkışını kullanılagelen antibiyotiklerin yarattığı ekolojik bir niş olarak değerlendirmek mümkündür.

Çiftlik ne kadar temiz olursa olsun ya da mücadele için ne kadar antibiyotik veya dezenfektan kullanılırsa kullanılsın enfeksiyon çevreden kaynaklanır. Çevresel mastitisin memedeki (lokal) etkisi çok şiddetli olmasa da, ürettiği toksin nedeniyle sistematik etkileri oldukça ciddidir (antibiyotikler toksinlere karşı etkisizdir). Dahası bu bakteriler antibiyotiklere karşı direnç geliştirebilir. Bu da güçlü olanın hayatta kalması evrimsel kuramının hızlı bir tezahüründen başka bir şey değildir.

Bazı bakteriler antibiyotiklere karşı geliştirdikleri dirençle yeni popülasyonlar yaratabilir. Bu durumun üstesinden gelmek için yeni kuşak antibiyotikler geliştirilse de, bu hızı yakalamak mümkün olmamaktadır. Sıkı kontrol programları ve ağır antibiyotik uygulamalarına rağmen birçok çiftlik mastitis sorunlarını çözememektedir.

Homeopati açısından böyle bir durum söz konusu değildir çünkü tedavi ya da koruma amaçlı homeopatik yaklaşımda bakteriyel popülasyonla mücadele değil, konakçının bakteriye direncinin arttırılması hedeflenir. Holistik olarak mastitise kronik bir sürü hastalığı olarak bakmak mümkündür ve antibiyotiklerle düzelme sağlanamaz.